Alman arkeolog Krüger’in araştırmasına göre, kapari bitkisi 7800 yıldan beri bilinmektedir. Aristo ve Hipokrat zamanlarında da (M.Ö. 384-322, M.Ö.400) bu ünlü düşünürler eserlerinde kapari bitkisine yer vermişler, bitkinin kendisinde ve tomurcuklarında çok sırlar olduğunu ifade etmişlerdir. Kapari bitkisi, Eski Mısır’da firavun mezarlarında, İtalya’da ise Rönesans döneminde faydalı yönleriyle anılmıştır. İspanya’da da halkın bu bitkinin köklerinden vücut bakımında ve hemoroid rahatsızlığı için ilaç yapımında yararlandığı belirlenmiştir. Kalça rahatsızlıkları ile dalak hastalıklarında, zehirlenmelerde, kramplarda ve sancıları önlemede kullanılan kapari ile yapılan sirkenin de, diş ağrılarını gidermek amacıyla kullanımının 1544’lü yıllara kadar uzandığı görülmüştür.

Bir ara unutulan bu bitki, 2.Dünya Savaşı’ndan sonra tekrar keşfedilmiştir.

Anadolu’da iste Osmanlılar’ın mutfağında 14.yüzyıldan beri sirke ve adamotuyla birlikte kullanıldığı bilgisine ulaşılabilmektedir.  Bir dönem unutulan kapari yakın zamanda kendisini yeniden hatırlatmaya başlamıştır.

Kapari bitkisinin geçmişine baktığımızda Evliye Çelebi’nin ‘Seyahatname’ isimli ünlü eserinde Kapari hakkında; “İşte bu kumlu toprakta, bu iklim şartlarında “gebere” adında bir yemiş yetişiyor ve bu yöre halkı bu yemişin sirkeli turşusunu yapıyor. Bu turşu için “çok faydalı” böyle bahsediyor ve devam ediyor, faydalı oluşu hastalıklara deva olmasından, zindelik, sağlık, güç vermesinden olsa gerek. Ve meşhur olması da lezzetli, faydalı oluşundan…”

Dünya’da Kapari

Kaparinin kullanımı Avrupa ve Amerika için yeni olmayan; eskiden beri çokça tükettikleri gıdalar arasında yer almaktadır. Özellikle tomurcukları, Avrupa ve Amerika da vazgeçilmez bir çeşni olarak sofralarda kabul görmektedir. Özellikle Batı Avrupa ülkelerinde kaliteli bir meze olarak kullanılan Kapari tomurcukları salamura edildikten sonra, zeytinyağı ve limonla işleme tabi tutulduktan sonra lezzetli bir mezeye dönüştüğü görülmüştür. Avrupa’da ve Amerika’da sofralardan eksik olmayan Kapari bitkisinin en çok tüketildiği ve talebin de en çok geldiği yerler yine o kıtalarda yer alan ülkelerden oluşturmaktadır.